forumVatan

.......forumVatanHoşgeldiniz :
En son ziyaretiniz :
Mesaj Sayınız : 0


    titanic'in kehaneti

    Paylaş
    avatar
    VaLKyRie
    Admin
    Admin

    <b>Mesaj Sayısı</b> Mesaj Sayısı : 1284
    <b>Ruh HaLi</b> Ruh HaLi : 3
    <b>Zodyak</b> Zodyak : Yengeç
    <b>Kayıt tarihi</b> Kayıt tarihi : 04/02/10
    <b>Nerden</b> Nerden : Tekirdağ
    <b>Yaş</b> Yaş : 23

    titanic'in kehaneti

    Mesaj tarafından VaLKyRie Bir Perş. Tem. 01, 2010 10:02 pm

    arkadaşlar!biraz uzun ama okumaya değer diye düşünüyorum.gerçek mi bilmiyorum ama paylaşmak istedim.



    titanic’in sırrı neydi?





    tüm zamanların en ünlü gemisi titanik, herkes tarafından bir deniz
    faciası nedeniyle tanınır oysa dev yolcu gemisinin ardında inanılmaz
    bir gizem saklı.

    titanik’in akıl almaz öyküsünü sunarken uyarıyoruz. bir düşünün, titanik’i batıran gerçekten bir buz dağı mıydı?

    hiç kimse onun dünyanın en büyük kehanetlerinden birisini yaptığını
    bilmiyordu. hatta kendisinin dahi haberi yoktu. adı; morgan
    robertson´du, amerikalıydı, 1861´de doğdu, gençken denizcilik yaptı,
    sonra ise bir elmas eksperi oldu ve new york´da kuyumculuk yaptı. sonra
    kipling´in bir öyküsünü okudu ve yazar olmaya karar verdi. ilk öyküsü
    25 $´a satıldı, daha sonra yazdığı 10 öyküden ise 1000 $ kazandı.
    yazmak ona artık kolay ve kazançlı geliyordu. 1897 yılının bir kış
    gecesinde 24.caddedeki dairesinde yeni bir deniz öyküsü yazmayı
    planladı. bu bir uzun öykü olacaktı.

    hayali “titan kazas

    hayalinde dev bir yolcu gemisi vardı, asla batmayan bir gemi. bir
    aşk teması üzerine kurulu olan öykünün kahramanları bu dev gemiye
    binip, ingiltere´den abd´ye gidiyorlardı ve aşk hikayesi dünyanın en
    lüks gemisinde sürecekti. ama öykünün hayali kahramanları beklenmedik
    bir sürprizle karşılaşacaklar ve bir deniz kazası batmaz denen gemiyi
    okyanusun dibine yollanacaktı. robertson´un teması buydu, oturup
    yazmaya başladı ve öyküye iki isim verdi; "futility"yani "nafile" ve
    "titan kazası"... evet, yanlış okumadınız; titan... şimdi beraberce
    robertson´un romanından bir bölümü; "titan"ın batış sahnesini okuyalım.

    "gözcü haykırdı; ´buzdağı! birinci subay, kaptana haber verdi ve
    derhal makine dairesine tornistan yani geri git emri verildi. fakat dev
    gemi durmuyordu, hızını kesmesi için zaman lazımdı ve sisler arasında
    görünen buzdağı yaklaşıyordu. aşağıdan ise orkestranın ve eğlenen
    insanların sesleri duyuluyordu. sonra buzdağı gemiye ulaştı, bu arada
    gemi ters çalışan pervanelerin gayretiyle yan dönmüştü ama yetersizdi
    ve kaptanla yardımcılarının çaresiz bakışları arasında buzdağı titan´ın
    sancak tarafına çarptı. darbe hafifti hatta pek hissedilmedi, kaptan o
    anda ucuz atlattık diye düşünüyordu. ama birkaç dakika sonra gemi
    birden yan yattı, buzdağı asıl yarayı su kesiminin altında açmıştı,
    yara öldürücüydü çünkü uğursuz buzdağı titan´ın bordasını jilet gibi
    keserek, parçalamıştı."

    daha sonra robertson öyküye; gemi hızla su aldığını. alarm
    verildiğini, filikaların indirilerek, önce kadınlar ve çocuklar
    bindirildiğini, yardım çağrıları yapılırken, avrupa´nın en ünlü ve
    zengin ailelerinin mensuplarnın birbirlerine ebediyen veda ederken, dev
    yolcu gemisi titan’ın buzlu kutup sularına hızla gömüldüğünü anlatarak
    devam ediyordu.

    inanılmaz kehanet gerçekleşiyor...

    ve robertson 1898 yılında öyküsünü küçük bir kitap olarak
    yayınladı. kitap onu çok daha sonra ölümsüz yapacaktı, dünyanın en
    çarpıcı ve en dehşet verici kehanetini yazmıştı ama sonuç yayınladığı
    dönem için aynen kitabın adı gibiydi yani "boşyere" aradan 14 yıl geçti
    ve başka bir zamanda, başka bir gemi, asla batmaz denen dünyanın en
    lüks ve en büyük yolcu gemisi titanik, ingiltere’nin southampton
    limanından yeni dünyaya doğru denize açıldı. sonra, 1912 yılında 14
    nisan´ı, 15 nisan´a bağlayan gecede sisler arasından birden ortaya
    çıkan bir buzdağı batmaz denen titanik’in katili olacaktı. yukarda
    okuduğunuz robertson´un romanındaki batış sahnesi aynen gerçekleşti.
    sadece o kadar mı? bakın morgan robertson titanik´den 14 yıl önce
    yazdığı romanında daha neleri bilmişti;

    robertson´un romanındaki titan adlı gemi southampton limanından
    yola çıkıyordu ve 14 yıl sonra titanik de aynı limandan yola çıktı.

    romandaki gemi ile, titanik arasında sadece 4 metre fark vardı. titan 248 metre, titanik 252 metreydi.

    iki geminin ağırlıkları da çok yakındı. robertson romanında titan´ı
    70.000 ton ağırlığında yazmıştı; gerçek titanik ise 66.000 tondu.

    her iki geminin de üç pervanesi vardı ve her ikisi de 3000’er
    yolcu taşıyorlardı. gerek romandaki hayali titan´a gerekse de gerçek
    titanik´e avrupa´ nın sayılı zenginleri ve ünlü aileleri binmişlerdi.

    daha da ötesi var;

    robertson´un romanındaki dev titan, new foundland yakınında; kuzey
    atlantik´ de bir buzdağına çarparak battı ve işte inanılmaz ama gerçek;
    talihsiz titanik de 14 yıl sonra aynı koordinatta, aynen romandaki
    benzeri gibi bir buzdağına çarparak okyanusa gömüldü.

    ve her iki gemide de; yeterince cankurtan filikası yoktu;
    robertson romanındaki gemide 24 filika bulunduğunu yazıyordu;
    titanik´de ise 22 filika vardı ve bu yüzden can kaybı büyük oldu.

    sonra...gerçek kazanın sonucunda 1513 yolcu boğularak öldü ve
    kayboldu. aynen 14 yıl önceki romanda yazıldığı gibi... robertson´un
    romanındaki titan´da ise 1500 kişi ölüyordu. her iki gemi de 3000
    kişilikti ve titanik´e 2224 kişi binmişti.

    aynı asla batmaz denen gemi,

    aynı yerden aynı yere yolculuk,

    aynı tarihte, aynı yerde kaza,

    aynı buzdağı ve aynı tür batış,

    aynı yolcu ve ölü sayısı,

    hatta iki gemi de batarken orkestranın ilahi çalmasına kadar...

    bir kez daha okuyun ve düşünün...

    büyük kehanet farkedilmiyor...

    morgan robertson başarılı olamadı, kitabı satmadı, daha sonra
    yazdıkları da ilgi görmedi. bunalıma girerek, bir hastanede psikolojik
    tedavi gördü. sonra yeni biröykü yazdı, bir fransız dergisinde
    yayınlanan bu öyküde de, denizaltılardan söz ediyor ve periskopu tarif
    ediyordu. ama yine ilgi görmedi. başarısız bir yazar olarak, mart
    1915´de bir otel odasında ayakta geçirdiği bir kalp kriziyle yaşama
    veda etti. asıl inanılmaz olay burada çünkü robertson mart 1915´de
    öldü. yani gerçek titanik´ in batışından üç yıl sonra...ve hiç kimse
    robertson´la ilgilenmedi, yine kimse farketmedi ve hiç kimse onun 14
    yıl önce titanik´i aynen nasıl anlatabildiğini merak etmedi.

    kimse onu anımsamadı, ta ki 1980´lerde inanılmaz olaylarla ilgili
    araştırmalar yapılıncaya kadar... morgan robertson;titanik batmadan 14
    yıl önce, gemiyle ve kazayla ilgili herşeyi tıpatıp aynen nasıl
    yazmıştı ? raslantımıydı? o, başarısız bir yazar olarak tarihin
    karanlıkları arasında kayboldu, şimdi ise ruhu hatırlanmanın sevinci
    içinde olmalı... kehanet sıradan bir iş değil, ve asıl gizem kendi
    yapısında, ne zaman ve nerede ortaya çıkacağı hiç belli olmuyor; oysa
    gelecekte nelerin olacağı konusunda çevremiz sayısız ipucu dolu; yeter
    ki görmek için çaba gösterelim. titanik´ in gizemi burada da bitmiyor.
    biri daha var;

    "denizde tehlikede olanlar için dua ediyoruz..."

    kanada, winnipeg´de rosedale metodist kilisesi´ndeyiz, rahip
    charles morgan bir pazar sabahı erkenden kalkmış, o günkü ayin için
    hazırlık yapıyordu. okunacak ilahinin numarasını karatahtaya yazdı. tüm
    hazırlıklarını bitirdikten sonra, ayine kadar biraz uyumak amacıyla
    odasına çekildi ve derin bir uykuya daldı. birden kendini çok canlı ve
    etkin bir rüyanın içinde buldu. karanlıkların içinde, dev bir kütle
    vardı, dalgaların sesleri duyuluyordu, çanlar çalıyor ve rahip
    morgan´ın çok uzun yıllardır işitmediği bir ilahi duyuluyordu. rüya o
    kadar etkili ve rahatsız ediciydi ki, morgan uyandı, ilahi ve çan
    sesleri kulağından gitmiyordu. saatine baktığında, fazla zaman geçmemiş
    olduğunu gördü, rüyanın kötü etkisinden kurtulmaya çalışarak yeniden
    uyumaya çalıştı ve yeniden uykuya daldı. rüya tekrar başladı, ilahi,
    çan sesleri, karanlık, dalga sesleri ve devrilen dev kara kütle. morgan
    bu kez, panikle uyandı ve kendini boş kiliseye attı, karatahtaya
    giderek o bir türlü kulaklarından gitmeyen ilahinin numarasını yazdı.
    ayin saati gelmişti, cemaat toplanıyordu, rahip morgan ilahiyi
    başlattı, notalar kilisede çınlarken, aynı anda binlerce mil ötede
    okyanusun ortasında aynı ilahi buzlu denizi çınlatmaktaydı; "duy,
    kutsal baba, sana denizde tehlikede olanlar için dua ediyoruz." ilahi
    biterken, rahip morgan´ın gözlerinden yaşlar akıyordu. aynı günün
    sonraki saatlerinde, rahip ilahiyi okudukları sırada atlas okyanusu´nun
    derinliklerinde büyük dramın yaşandığını öğrendi. o gün, 14 nisan
    1912´idi ve atlantik´in kuzeyindeki buzlu sularda titanik suların
    içinde yokolmuştu.

    titanik’de bir gariplik var...

    titanik battığında, ünlü ingiliz gazeteci william t. stead gemide
    bulunuyordu.1892 yılında stead hikayeler yazarak yaşamını kazanıyordu.
    gazeteciliğinin yanısıra stead, ölüm ötesi ve spiritüaliizm ile yani
    ruhçuluk’la da ilgileniyor, araştırmalar da bulunuyordu. o yıl yazdığı
    kısa hikayelerden birinin adı neydi biliyormusunuz? "titanik" ve yine
    titanik´den 20 yıl önce...yinetitanik´de olduğu gibi, stead´ın
    hikayesindeki titanik´de bir buzdağına çarparak batıyordu. ve stead´ın
    yazdığı hikayede, stead kendisini kazadan kurtulan biri olarak
    anlatıyordu. ve; 20 yıl sonra gerçek titanik batarken, o buzlu ve soğuk
    denize gömülenlerden birisi stead´ ın gerçekten kendisiydi. ama; sonu
    romandaki gibi olmadı çünkü kurtulamayacaktı. zira bu roman gerçekti ve
    başka bir romancı tarafından yazılmıştı. o anda stead ne düşünmüştü? 20
    yıl önce yazdığı hikayeyi düşünüp, kurtulacağına inanıyormuydu? bunu
    asla bilemiyeceğiz...

    biri daha var. ama çok daha sonra; 1935´ de... william reeves adlı
    bir denizci bu; ingiltere´den kanada´ya giden "titanian" adlı kömür
    yüklü buharlı gemi; soğuk bir nisan gecesinde kuzey atlantik´de
    seyrediyordu. bütün denizcilerin ezbere bildikleri o uğursuz yere;
    titanik´in battığı noktaya varmışlardı. reeves, güverteden denize
    bakarak yıllar öncesindeki olayları düşlüyordu. ve o gün reeves ´in
    doğum günüydü, olabilir ama reeves´ in doğduğu tarih çok önemliydi,
    çünkü reeves 14 nisan 1912´ de doğmuştu. yani titanik´in battığı günde.
    işte tam o günde; titanik´in battığı günde reeves doğum gününü;
    titanik´ in battığı yerde kutluyordu. ve birşey oldu... reeves birden,
    suların kaynaştığını ve dev bir buzdağının geminin yolu üzerinde
    belirdiğini gördü. tam o anda da, köprüden alarm verildi. uzaklık
    yeterliydi. mürettebat gemiyi zamanında durdurdu, buzdağının yanından
    geçeceklerdi ama olmadı... çünkü bir saat içinde çevreleri; yüzlerce
    buz kütlesi tarafından sarıldı. artık hareket etmelerine imkan yoktu.
    reeves ve arkadaşlarının içinde bulundukları titania adlı gemiyi, ancak
    9 gün sonra yetişen buz kırma gemileri kurtardılar. neden? buzdağları o
    korkunç gecenin yıldönümünde, bir grup denizcinin orada bulunmasını mı
    istemişlerdi ?

    evet... inanılmaz ama gerçek zira titanik´ in gizemi şaşırtıcı.
    titanik şimdi okyanusun derinliklerinde uyuyor sadece bir kez ziyaret
    edildi. 1 eylül 1985´de amerikalı ve fransız uzmanlardan kurulu bir
    sualtı ekibi onu buldu ve görüntüledi. morgan robertson; titanik
    batmadan 14 yıl önce, gemiyle ve kazayla ilgili herşeyi tıpatıp aynen
    nasıl yazmıştı, raslantımıydı? william t. stead 20 yıl sonra içinde
    öleceği geminin adını ve kendisinin de içinde bulunduğu öyküsünü, hangi
    raslantı sonucunda yazmıştı? titania adlı gemiyle, titanik´in battığı
    günde doğan ve doğum gününde titanik´in battığı yerde bulunan reeves´
    in buzdağları tarafından 9 gün hapsedilmesi de raslantımıydı? düşünür
    voltaire diyor ki; "belki de raslantı dediğimiz şey; belirli bir şeyin
    bilinmeyen nedenidir..." robertson, stead ve reeves bizim gibi birer
    insandılar. bizler gibi normal ama bilinmeyen yönleri olan insanlar.
    her insan gibi... ve siz de; bilinmeyen raslantılarla her an
    karşılaşabilirsiniz...

    titanik´den sesler;

    kazadan kurtulanların anıları;

    "kazadan bir gece önceydi, karım başıma titanik´in sahibi olan
    white star şirketi´nin ambleminin bulunduğu kepi giydirdi,
    güvertedeydik ve tam o anda gökde bir yıldız parçalara ayrılarak
    dağıldı. karım bundan hiç hoşlanmadığını söyledi. "

    kamarot arthur lewis

    "babam heyecanlı, annem moralsizdi ve hayatımda ilk kez onun
    ağladığını gördüm. umutsuzdu ve birşeylerin yolunda gitmediğini
    söylüyordu. yedi yaşındaydım ve daha önce hiç hiç gemi görmemiştim. çok
    büyüktü, herkes çok heyevanlıydı, kamaraya indik, babam anneme
    yatmasını ve sakinleşmesini söyledi ama annem bütün gece oturdu, ta ki
    kazaya kadar ve sadece ben kurtuldum. "

    eva hart

    "woolston´da yaşıyorduk, okul öğleyin tatil edildi ve titanik´in
    limandan ayrılışını görmeye götürüldük. öğretmenimiz başımızdaydı,
    sonra titanik yavaş yavaş iskeleden ayrılmaya başladı; bu onu son
    görüşümüzdü, southampton sularında gittikçe uzaklaşıyordu. yanımda
    yaşlı bir adam vardı, eliyle iyi şans işaretleri yaptıktan sonra başını
    salladı, sonra yüksek sesle hiç umut olmadığını söyledi."

    lois brown jacobs

    nasıl battı?

    titanik nasıl battı? o kadar çok kuram var ki; bunların en
    yenilerinden bir tanesi kasıtlı batırıldığı yolunda; tabii ki sigorta
    parası için. ama buzdağının nasıl gemiye çarptırıldığının cevabı yok,
    yanlız ilginç iddialar ortaya atılıyor. titanik´in kuzey atlantik´in
    derinliklerinde yattığını hepimiz biliyoruz. buzdağı, gemiye sancak
    tarafından çarpmış ve çelik levhaları yarmıştı. ünlü tiyatrocu thomas
    andrews gemi batarken ön tarafta bulunan beş su geçirmez kamaranın
    birisindeydi. çarpmanın hemen ardından kamaralara buzlu deniz suyu
    dolmaya başladı. aslında kamaraların sadece birisi delinmişti ama su
    kolayca diğerlerine de geçti, andrews olayın tanığıydı yani su geçirmez
    denilen kamaralar su geçiriyordu. aynı şey su geçirmez denilen alt
    bölümlerde de oldu ve titanik bu yüzden kolayca battı. jack thayer,
    titanik´in batmadan evvel su yüzeyindeyken iki bölündüğüne inanıyor ve
    anlatıyondu ama çok kişiye göre kaza böyle olmamıştı fakat 1985´de

    dr. robert d. ballard, titanik´i okyanusun dibinde iki parça
    olarak buldu. ballard ve ekibi titanik´in pruvasından kırıldığını
    belirledi çünkü yara alınca gerilime dayanamamış ve denizden evvel
    içeri dolan sert havanın basıncıyla ikiye bölünmüştü. bugün iki parça
    birbirlerinden yarım kilometre uzaklıkta ayrı yönlerde duruyor.

    titanik´in batış nedeni söylenceleri az değildir;

    * titanik, kardeşi olympic´le beraber sigortalanıp, ikisi de kasıtlı mı batırıldı?

    * mürettebat ve kaptan smith sarhoş muydular?

    * gemi subayı murdoch, neden kendini öldürdü?

    * kaptan smith´in de intihar ettiği, telsizle gerçekten bildirilmiş miydi?

    * niçin görevliler dürbünle çevreyi gözlemediler? oysa bu yapılsaydı, buzdağı çok önceden görülebilirdi.

    * titanik buzdağını son anda görüp dönmeye çalışırken, önce kıçından sonra da önünden iki defa mı yara aldı.

    * su geçirmez bölmeler neden açıktı?

    * söylendiği gibi californian adlı gemi veya bilinmeyen bir diğer
    gemi, titanik´i batarken görmesine rağmen yardıma gelmedi mi?
    kurtulanlardan birçok kişi, bir geminin ışıklarını gördüklerine dair
    yeminler ediyorlardı.

    bunları biliyor musunuz?

    * biliyor muydunuz... bazı yolcuların köpekleri güvertede bulunan
    köpek kulübelerindeydi. bunlardan birisinin değeri 750 £´du ve 1912
    yılında bu miktar çok büyük bir paraydı. bugünkü değeri 300.000 £
    olarak hesaplanıyor.

    * biliyor muydunuz... ikinci dünya savaşı sırasında, adı "titanic"
    olan bir propaganda filmi yapıldı. gemide gizli olarak bulunan bir
    alman subayının hikayesiydi.

    * biliyor muydunuz... yolcuların bazıları, gemi batmadan biraz evvel, jimnastikhanede bisiklete biniyorlardı.

    * biliyor muydunuz... titanik´in birinci sınıf kamaralarının ve
    dinlenme salonunun bazı pencereleri ve kepenkleri, ingiltere alnwick´de
    bulunan white swan oteli´nden alınmıştı.

    * biliyor muydunuz... titanik´den kurtulan gemi subaylarının ve
    mürettebatın hiçbirisi yaşamlarının kalanında mesleklerini
    sürdürmelerine rağmen asla kaptan olamadılar.

    * biliyor muydunuz... titanik, southampton´dan ayrıldıktan hemen sonra kömür depolarında yangın çıkmış ve söndürülmüştü.

    * biliyor muydunuz... kurtulanlardan birisi olan gemi subayı
    murdoch, gemi batmadan evvel intihar etti, aslında elindeki tabancayla
    kalabalığın filikalara hücüm etmelerini engellemekle görevliydi.

    * biliyor muydunuz... gemi batmaya başladıktan sonra uzaklaşan ilk
    cankurtaran filikasında sadece 28 kişi vardı, oysa filika 64 kişilikti.

    * biliyor muydunuz... titanik limandan ayrılmadan evvel
    demirlerini alırken, çıpaların birisi yakınındaki bir geminin iplerine
    takıldı ve neredeyse onu batırıyordu ve geminin adı titanik´in asla
    göremeyeceği limanın adıydı; "new york"

    * biliyor muydunuz... faciadan hemen sonra, new york´da bir
    söylenti yayıldı; titanik´in batış nedeni bulunmuştu çünkü kargonun
    konulduğu yerin gizli bir bölmesinde demir kafesli bir sandığın içinde
    bir lahit vardı. lahit ve içindeki mısır kralının mumyası, abd´de
    gizlice satılmak üzere eski eser kaçakçıları tarafından gemiye
    yüklenmişti. mısır inançlarına göre bu hırsızlık, tanrılara karşı bir
    hakaretti ve anubis´in kudreti buna izin vermezdi. tanrılar titanik´i
    batırdı ve mumya denizin dibini boyladı. belki... iki yıl sonra,
    söylenti yine başladı ama bu kez farklıydı; mumya batmadan evvel
    kaçırılmıştı yani gemide bulunan kaçakçılar veya kaçakçı gemicilere
    rüşvet vererek, mumyayı ambardan çıkarttırmış ve bir filikaya
    yükletmişti. ve şirketin subaylarından birisi bu öyküyü onaylıyordu.
    sonra kaçakçı rüşvet vermeye devam ederek, mumyayı carpathia gemisine
    yüklemeyi de başararak, new york´a getirdi. ama şansı orada sona erdi,
    satış yapılamadı, kimse mumyayı almıyordu. kaçakçılar mumyayı geri
    götürmeye karar vererek, bu kez empress of ıreland adlı gemiye
    yüklediler ve empress of ıreland´da battı ama mumya yine kurtarıldı ve
    ameriya´ya geri döndü. sonuncu kez yine bir gemiye yüklenerek, yola
    çıkarıldı ama kader kararından dönmüyordu. üçüncü gemi de torpillenerek
    batırıldı. geminin adı lusitania´idi. kimliği bilinmeyen gizemli
    firavun sonunda huzura kavuşmuştu.

    * biliyor muydunuz... titanik mitleri neredeyse sonsuzdur. örneğin
    kaptan smith´in bir bebeği kurtararak, bir filikaya kadar yüzerek
    götürdüğü ve sonra yine yüzerek geriye döndüğü ve gemiyle beraber
    battığı anlatılır. weekly world news gazetesine göre olay gerçektir.
    titanik´de bulunan altınların ve mücevherlerin miktarı bilinmiyor zaten
    kargo kesin olarak belgelenmemişti; ama gemide kesin olarak bulunan
    ömer hayyam´ın el yazması mücevher işli "rubaiyat"ı büyük kayıptı.
    kargo listesinde, bir de yeni renault otomobil vardı,

    kim uğursuzdu?

    iki gazeteci olan john eaton ve charles haas´a göre, mumyanın
    kaderini paylaşan gerçek birisinden söz ediyorlar; adı frank
    "lucky-şanslı" tower. tower, belki de gezegenin en uğursuz
    denizcisiydi. ilk önce titanik´de ateşçiydi, kazadan yüzerek kurtulmuş
    ve ölümü atlatmıştı sonra o da empress of ıreland´ın mürettebatına
    katıldı ve o da battı, tower bu kez çok zor kurtulmuştu. en son işini
    bulduğunda mutluydu ama bu uzun sürmedi, lusitania´da iş bulmuştu, gemi
    ayaklarının altında sulara gömülürken tower haykırıyordu; "şimdi zamanı
    geldi mi?" bu öykü iki gazeteci tarafından anlatılmasına ve ripley´in
    ünlü "ister inan, ister inanma" külliyatında yer almasına rağmen,
    tarihçiler tarafından onaylanmadı; tarihçiler üç geminin mürettebat
    listesinde bu isimde birisinin bulunmadığını söylüyorlardı. ripley ise,
    gemicinin adının farklı olduğunu söylerek, işin içinden sıyrıldı; peki
    üç gemide de aynı isimli biri var mıydı? evet, bir değil, birkaç kişi
    vardı ama bunların aynı kişiler olup olmadığı asla anlaşılamadı. fakat
    bunlardan birisinin öyküsü kesin gerçekti; aslında titanik´in
    kamarotlardan violet jessup, white star gemi şirketi´nin gerçekten de
    lanetli kişisidir. genç kadın, önce şirketin olympic gemisindeydi,
    geminin hawke şilebiyle çarpışıp batmasından kurtuldu, sonra titanik´de
    de hemşire asistanı olarak görevlendirildi ve yine kurtuldu. violet,
    şirketin üçüncü gemisi olan britannic´de görevini yaparken son
    yolculuğuna çıkmıştı. violet´in kaderi white star şirketi´nin
    gemileriyle aynıydı.




    ''Zaman'' iyi mi gelirmiş herşeye
    ne " zaman " dan beri ???



      Similar topics

      -

      Forum Saati Çarş. Ekim 24, 2018 6:55 am