forumVatan

.......forumVatanHoşgeldiniz :
En son ziyaretiniz :
Mesaj Sayınız : 0


    Korku ve Trajedi

    Paylaş
    avatar
    VaLKyRie
    Admin
    Admin

    <b>Mesaj Sayısı</b> Mesaj Sayısı : 1284
    <b>Ruh HaLi</b> Ruh HaLi : 3
    <b>Zodyak</b> Zodyak : Yengeç
    <b>Kayıt tarihi</b> Kayıt tarihi : 04/02/10
    <b>Nerden</b> Nerden : Tekirdağ
    <b>Yaş</b> Yaş : 23

    Korku ve Trajedi

    Mesaj tarafından VaLKyRie Bir Perş. Tem. 01, 2010 9:56 pm

    duygu ve berrak iki yakın dosttular
    birbirlerine çok bağlıydılar ve hayatları birbirlerine o kadar
    benziyordu ki. berrak 19 yaşında duygu ise 18 yaşındaydı. ikisinin
    babasıda aynı şirkette çalışıyordu. berrak'ın annesi daha o bebekken
    evini terk edip başka bir adamla gitmişti. 7 yıl önce aldığı bir
    haberle annesinin kaçtığı adam tarafından kafası kesildikten sonra
    bedenini parçalara ayrıldığını öğrenmişti (13 haziran 1992) . ona göre
    onu bırakıp giden anneside olsa, böyle bişeyi haketmediğini
    düşünüyordu. duygunun annesi ise duygu doğduktan 6 hafta sonra etrafta
    siyah gölgeler içinde kanlı bir yüz gördüğünü söylemeye başlamıştı. bu
    bunalım daha da fazla ileriye giderek genç kadının; kendini mutfaktan
    aldığı bıçağı boğazına saplayarak intihar etmesiyle son buldu (13
    haziran 1981) .


    neyse biz asıl hikayemize gelelim. bu iki kız daha öncede dediğimiz
    gibi çok mutlu bir hayat sürmekteydiler. ama sürekli bir macera arayışı
    içinde olan bu kızların bir maceraya atılmasıyla bu mutlu hayatlarına
    gölge düştü. hikayemizde işte tam burda başlıyor...


    berrak ve duygunun babalarının yurtdışına 6 günlüğüne gitmeleri
    gerekiyordu. kızlarını yanlarına alamazlardı çünkü çok gaddar bir
    patrona sahiptiler ve bu iş gezisinde hiç bir sorun çıkmamalıydı.
    kızların babaları buna bir çözüm bulmalıydılar. ve buldularda berrağı
    duygunun evine ***üreceler ve 6 gün birlikte kalacaklardı. duyguyla
    berrak bu haberi duyunca sevinçten havalara uçtular çünkü neler
    yapacaklardı neler...


    o gün gelmişti babaları kızlarını evde bırakıp gece geç bir sahatte
    yola çıkmışlardı. duyguların evi biraz sapa bir yerdeydi. şehir
    merkezinde oldukça uzaktı ama terasa çıkınca şehrin bütün ışıkları
    görünürdü.


    kızlar gece olduğundan biraz televizyon izlemek istediler televizyonda
    çok süper bir film vardı. iki arkadaş filmi izlemeye dalmışlardı ki
    birden etraf kapkaranlık oldu. kızlar ne olduğunun farkına varamadılar
    korktular. ama hemen durumu çaktılar elektrik gitmişti. oturdular
    oturdular iyice sıkılmışlardı yapacak bir şeyde yoktu, elektrikte 2
    saate yakın zaman geçmesine rağmen hala gelmemişti...


    duygunun kedisi limonda arada bir yanlarına gelip kafasını duygunun
    ayaklarına sürüp miyavlıyordu. birden kediden değişik bir miyavlama
    sesi çıktı.gözleri biraz daha parladı ve duygunun arka tarafına hiç
    kıpırdamadan bakmaya başladı. berrakla duygu birbirlerine baktılar ve
    aynı anda arkaya döndüler. ama bir şey göremediler önlerini
    döndüklerinde kedi ortadan kaybolmuştu. iki arkadaş kahkahayı bastılar
    " bak şu kediye yaa bizi nasıl da korkuttu." tabi bu onların iyi
    günleriydii...


    birden bire aşağıdan kedinin yine o garip miyavlama sesi gelmeye
    başladı. adeta birşeyleri haber vermeye çalışıyor gibiydi. kediden çok
    kuvvetli bir ses daha çıktı ve etraf sesizliğe büründü. kızlar aşağıya
    inmeye karar verdiler. etraf çok karanlıktı. ellerine mumları alarak
    yavaş yavaş merdivenden aşagıya inmeye başladılar. etrafta çık ses
    yoktu sadece kendilerinin ayak sesi vardı...


    merdivenler indiler. ve yürümeye başladılar. önce salona baktılar.
    hayır kedi burda yoktu. biraz korkmuşlardı. kediyide aramaktan vaz
    geçmişlerdi. antreden yürürlerken berrak' ın birden ayağı kaydı ve yere
    düştü derken anlında bir sıcaklık hissetti ve bunu duyguya söyledi.
    aynı şeyi duyguda kolunda hissetmişti. tam yukarı bakacaklarken birden
    açık olan pencereden giren rüzgarla mumları söndü ve tamamen karanlıkta
    kaldılar.


    mumlar söner sönmez elektrikler geldi ve gördükleri manzara karşısında
    dehşete düştüler. dizlerinin bağları çözülmüştü. kafası koparılmış bir
    şekilde ayaklarından tavana asılmış kedisi limondu. alnında hissettiği
    sıcaklık ve kayarak düştüğü şey buydu " kan". (saat 22:00)


    ikiside kapıya yöneldi fakat oda ne. kapı açılmıyor. pencereler tek tek
    kapanmaya başladı. telefona yöneldiler. telefonda bilmedikleri biri hiç
    duymadıkları bir dilde onlara birşeyler söylüyorlardı. ama sesinden
    telaşlı olduğu anlaşılıyordu. ama o sesin arasından bir ses geldi
    "berrak" ve sonrasında çığlıklar bağrışmalar, telefon kapandı.
    telefonun avizesini yerine koydu ve telefondan aşağı kanlar süzülmeye
    başladı. hiç bir şeye anlam veremiyorlardı. pencere kırıldı ve içeri
    taş sarılmış bir not "13 haziran duygu 13 haziran" önce bir anlam
    veremediler. ama sonra ikiside beyninden vurulmuşa döndüler. bu gün 13
    hazirandı ikisininde annelerinin ölüm tarihleriydi. ve o telefondaki
    ses, gelen not...


    anneleri olabiilirmiydi onların. böyle birşey imkansızdı. çünkü onlar "
    ölüydü " etrafta gezinen gölgeler gördüler. etrafda kuvvetli bir kan
    kokusu vardı. nerden geliyor olabilirdi ki bu kan kokusu. yere
    baktıklarında heryer kan olmuştu. iki parmak kalınlığında kandı bu.
    kedinin cesedine baktıklarında kediden fışkıran kanı gördüler. o kadar
    hızlı fışkırıyordu ki evin içindeki kan git gide yükseliyordu. kırık
    pencereye doğru koşmaya başladılar. pencereyle yer arası 2 metre
    kadardı ama bunu düşünecek zaman değildi. ikisi birden aşağı atladılar.


    olağanca hızlarıyla koşmaya başladılar. ni hayet caddeye gelmişlerdi.
    dönüp eve baktıklarında evin etrafında 13 tane gölge çılgınca dönüp
    duruyorlardı. ne yapacaklarını bilememişlerdi. nereye gideceklerdi.
    babalarını arayamazlardı çünkü ne telefonları nede paraları vardı.


    yol boyunca yürüdüler etrafta ne bir ışık ne bir ev vardı. arada
    arkalarından gelen ayak sesleri içlerini iyice ürpertiyordu. sonunda
    bir kamyonet görünmüştü yolda. kamyonet kızların yanında durdu. kızlar
    hiç birşey söylemeden kamyonete bindiler çünkü başlarına
    yaşadıklarından daha kötü ne gelebilirdi ki. bir kaç kilometre
    gittikten sonra. arabanın camına gözleri ateş gibi parlayan gölge
    yaklaştı kızlar gölgeyi görüyor fakat adam görmüyordu.


    aradan üç dakika geçtikten sonra adamdan korkunç bir kahkaha sesi geldi
    ve ağız hizasından kafası koparak duygunun kucağına düşüverdi. duygu
    ile berrak kendilerini arabadan dışarı attılar.


    biraz yaralandılar ama hafif sıyrıklardı bunlar. yola devam ettiler tam
    karşılarında yol bitiyor gibiydi beyaz beyaz taşlar gördüler. biraz
    daha ilerlediler. o taşların ne olduğunu anlamışlardı. " mezar taşları"
    ama buradan daha önce defalarca gçmelerine rağmen böyle bir mezarlıkla
    hiç karşılaşmamışlardı. şehre giden tek yol burasıydı buradan geçmek
    zorundalardı. ama nasıl?


    artık yaşananların bir tesadüf olmadığını anlamaya başladılar birileri
    bunlarla oyun oynuyordu resmen. mezarlığın kocaman iri parnaklıklı bir
    kapısı vardı. kapının hemen sağında ve solunda 6 tane heykel vardı
    toplamda ise 12 tane. biraz ilerlediler mezarlığı katı bir sis
    kaplamıştı. bir kaç metre ilerde kapının tam karşısın diğer heykeli
    gördüler bu heykel diğerlerinden daha farklıydı. 3,5 - 4 metre
    uzunluğundaydı. sanki gözleride canlı gibiydi.


    mezarlıkta ilerlemeye başladılar. mezarlığın sonu gözükmüyor gibiydi.
    ve her mezarlığında ölüm tarihi " 13 hazirandı " neydi bu 13 haziran
    uğursuzluğu. saatte iyice geç oldu diye düşündüler berrak kolundaki
    saate baktığında saat 23:30' u gösteriyordu.


    yeni bir güne geçmelerine sadece yarım saat kalmıştı. mezarlığın çıkış
    kapısını görmüşlerdi. arkalarında soluk alıp veren biri olduğunu
    farkettiler. arkalarına bakma gereği duymadan kapıya doğru koşmaya
    başladılar. ama sanki onlar koştukça yol uzuyordu takatlari kalmamıştı.
    10 dakika boyunca koştular koştular...


    ama yılmadılar sonunda kapıya vardılar. ve çıkıp kurtuldular. tam
    kapıdan çıkında yerde bir telefon gördüler. inanılır gibi değildi
    telefon duygunun babasına aitti. ama bu nasıl olabilirdi. berrak fazla
    düşünmeye gerek olmadığını söyledi. hemen babasını aramaları
    gerektiğini söyledi berrak telefonu aldı babasını aradı. o da ne
    telefonun sesi yakınlardan geliyor belki babaları burada bir yerdeydi...


    arkalarını döndüklerinde o manzarayla karşılaştılar. babaları
    kafalarından büyük bir çiviyle mezarlığın kapılarına asılmış,
    parmakları koparılmış, gözleri yerinden çıkarılmış. iç organları ise
    dıştaydı. ilginç olan kalplerini çıkarıp ağızlarına koymuşlar ve hala
    atmaya devam ediyorlardı.


    kalpler adamların ağızlarından düştü ve adamlar birden havalandı.
    kızların üstüne gelmeye başladılar. kızlar yine olağanca kuvvetleriyle
    koşmaya başladılar. ama peşlerini bırakacak gibi değildi. önlerinde bir
    uçurum gördüler tek kurtuluşları buradan atlamaktı öylede yaptılar. el
    ele tutuştular ve atladılar...


    etraf karanlık çok karanlıktı bir kargaşa sesleri geliyordu. etraftan
    şunu getir bunu getir diye, birileri emir veriyordu. duygu gözlerini
    yavaşca araladı baş ucunda duran babasına baktı güneş havada parlıyordu
    kuş sesleriyse bir harikaydı etrafta bir sürü polis vardı. iki tanede
    ambulans ve doktorlar. sonunda berrakta gözlerini açmıştı. birbirlerine
    baktılar. sonra berrak babasına "ölmemişsin yaşıyorsun" diye sarıldı.
    adam bir anlam veremedi. hemen hastahaneye kaldırıldı kızlar. duygu
    berrak' a saati sordu berrak saatine baktığında 24:00 da durduğunu
    gördü. oysa saat 11:30 du...


    olanlara hiç bir anlam veremiyorlardı babaları kızlarına orada ne
    aradıklarını sordu. evi aradıklarında onlara ulaşamayınca toplantıyı
    bırakıp ilk uçakla eve döndüklerini ve kendilerini evde bulamayınca
    polise haber verdiklerini anlattı.


    kızlar başlarından geçeni anlattılar. evet aslında bazıları doğruydu
    anlatılanların. çünkü kedi hala tavanda asılı duruyordu. eve atılan
    yazı, kırık cam ve o ağır kan kokusu. yol üstündeki mezarlıksa 13
    haziran 1890 yılında meydana gelen toplu katliamda öldürülen insanların
    mezarlarıymış. daha sonra üzerine yol yapılmış. duygunun babasının cep
    telefonuda hala duygudaydı. bunların hepsi raslantı olamazdı.


    sonra ne mi oldu?...


    bir akşam duygular berrakları yemeğe çağırdılar. yemek yedikten sonra
    üzerlerine bir ağırlık çöktü. hepside ayrı ayrı yerlerde uykuya daldı...


    sonrası...


    itfaiyeler yangın yerine geldi. ama yapacak bir şey kalmamıştı. ev küle
    dönmüştü. yangın bilinmeyen bir nedenden dolayı çıkmıştı. nedeni ise
    hala bulunamamıştı. görgü tanıkları ise yangın gecesi evin etrafında
    uçusun 13 tane gölge gördüklerini söylemişti.


    evet tahmin ettiğiniz gibi. yangın duyguların evinde çıktı ve hepside yangında feci bir şekilde yanarak can verdi.


    ama bazı zamanlar iki genç kızın hayaletini gören görgü tanıkları çok fazla.


    kan kokusuysa hala ilk günkü gibi kokmakta...



    ''Zaman'' iyi mi gelirmiş herşeye
    ne " zaman " dan beri ???




      Forum Saati Çarş. Ekim 24, 2018 7:21 am